Kafabozan bir arkadaşımın blog'unda delilik üzerine bir yazısından esinlendim.
Şimdi çok özel bir şey anlatacağım. Böyle hisseden varsa lütfen beri geliniz.
Yemek yeme alışkanlıklarıyla ilgili.
Ben vejeteryan değilim. Keşke olabilsem ama değilim, hayvanları da insanlardan daha çok severim hatta, yani düşünün içim ne kadar parçalanıyor, ona rağmen yiyorum çünkü o tada alıştım, vazgeçmek istemiyorum. Hayvanları düşünmeden yemeye çalışıyorum.
Şimdi bu bir durum. Ama konu bu durum değil.
Asıl konu ŞU;
Bazen, bazı yiyecekler çok küçüktür ya. Onları bir lokmada tüketebilirsin. Mesela üzüm, ya da yumurta, hamsi, çilek, kayısı vesaire.
Bazen aralarında bozukları vardır. Mesela üzüm salkımının içindeki her üzüm taptaze değildir. Çürümeye yüz tutanları boldur.
Benim ise kendime dert edindiğim mevzu şu: Şimdi bu üzümleri yemezsem, bu üzümler hayatta kalan tek amaçları olan "AFİYETLE YENMEK" durumunu gerçekleştiremeden çöpe gidecekler. Düşünsenize, arkadaşları afiyetle yeniyor. O ise hayatın getirdiği birtakım şanssızlık silsilesi yüzünden yenmiyor, beğenilmiyor. Çürümeye bırakılıyor.
İçim parçalanıyor sırf yazarken.
Bir de bir hamsiyi düşünün. Saf saf yüzüyor. Hoop bir file, hamsi ağda. Tabaklarımıza kadarki yolculuğu da zaten ayrı üzücü bir hikaye ama; o hamsi tabağımıza gelmişken, hepsini yemeliyiz bence. Saygıdan. O bizim için canını vermiş, saygımızdan onu yemek zorundayız. Düşünsenize; yavru bir hamsi. Hayatının baharında ölüyor. Ve biz dandik insanlar bir de onu "ay çok doydum" deyip tabağımızda bırakmaya cüret ediyoruz.
Ağlayacağım neredeyse.
Bu ne terbiyesizlik, bu nasıl saygısızlık. Madem öldürdün, bari ye, be. Bari onun için bunu yap.
Mesela minik bir tavuk parçasını bırakmak o kadar koymuyor. Çünkü en azından çoğu yenmiş oluyor. Ama bu hamsi bir birey olarak tabakta zavallı durunca nasıl içim gider. Bir yumurta, daha doğmadan, kaynat. Bir de yeme!!!
Nasıl üzülürüm ona.
Terkedilmiş, ne olduğundan bihaber, hayatının baharında...
Çok ciddiyim, en ufak bir lakayıtlıkla yazmadım bu yazıyı.
Hislerim bunlar. Her gün insanlıktan ve kendimden biraz daha fazla nefret ediyorum.